 |
 |
|
 |
 |
|
derbeder...
smyrniothikos... protagonist...in lak'ech... (608 gün önce)
|
Son Giriş 19.02.2009
|
| Yonja URL adresi |
http://yonja.com/indigococuk |
| Cinsiyet |
Erkek
|
| İlgilendiği cins |
Her ikisi de |
| Ilişki türü |
Kısa Süreli İlişki, Arkadaşlık, Aktivite Arkadaşlığı, Uzun Süreli İlişki, Çöpçatanlık |
| Durum |
Bekar |
| Yaş |
20 |
| Burç |
Yengeç |
| Ülke |
Türkiye |
| Şehir |
izmir/ankara |
| Okullar |
N.S.I. Lisesi - Gazi Universitesi Radyo Sinema TV |
| Meslek |
Talebe |
| Büyüdüğü Şehir |
Izmir - Göz Göz Göztepe |
| İlgi Alanları |
sinema, tarih, Kitap, votka, viski, GÖZTEPE, Bira, fotoğraf, Türkiye, Gazi, fransızca, izmir körfezi...izmir... izmir...izmir..., ABSiNT, alkolun her türlüsü, nsi |
| Favori Grupları ve Muzik |
armonik olan herşeyi dinlerim... (electronic & ethnic & rock & metal) |
| Favori Kitapları |
kadinlar, Marti, Pis Morugun Notlari, Gündüzünü Kaybeden Kuş, uçutrmayi vurmasinlar, şeytanin fisildadiklari, aşkın ömrü üç yil |
| Favori Takımları |
göztepe |
| Favori Filmleri |
High Fidelity, Fight Club, devil's advocate, trainspotting, love actually, Clockwork Orange, snatch, Full Metal Jacket, Frida, seven, American History X, Dancer in the dark, Training Day, Primal Fear, Requiem For a Dream, 25th Hour, Dogville, crash, Natural Born killers, pi, What Dreams May Come, Arizona Dream, Breakfast Club, istanbul kanatlarimin altinda, Lock Stock & two Smoking Barrels, Big Fish, Uzak, Boondock Saints, Ölü ozanlar dernegi, Barry Lyndon, 21 gram, elephant, ağır roman, ETERNAL SUNSHINE OF THE SPOTLESS MIND, Artifical Intelligence, sweet sixteen, Cilekli Pasta, Super size me, Micheal Collins, eşkiya, herşey çok güzel olacak, historias minimas, bir zamanlar amerikada, Aramızdaki Sarışın, kisa ve acisiz, K - Pax, life is a miracle, kingdom of heaven, günaydin istanbul kardeş, Sin City, Mar Adentro, Hotel Rwanda, Jacket, Mysterious Skin, Bin-Jip, babam ve oglum, Running Scared, 100 yıl sonraya(Bir Hakan Ün Filmi) |
| Favori TV Programları |
Taken, The 4400, Lost |
Aradıklarım
msn : syozturk@hotmail.com
msn : syozturk@hotmail.com
msn : syozturk@hotmail.com
msn : syozturk@hotmail.com
msn : syozturk@hotmail.com |
| |
 |
|
 |
 |
 |
 |
 |
 |
|
 |
  |
 |
|
22.07.2007
|
nedennnnnnnnnnnnnnnnnnn????? |
|
 |
  |
 |
| |
Neden bu korku neden? Kaçışım kimden, neyden? Utangaçlığım, korkaklığım, öfkem, bir şeyler başaran herkese bok atmam… Neden? Özgüven eksikliğimi yoksa birkaç tahta eksikliğimi bütün bunlar?
“We were born to lose.” ( Kaybetmek için doğmuştuk. ) der Placebo’nun solisti. Belki de kalbinden gelen bu sözle çok doğru bir analizde bulunmuştur. Belki de gerçekte her insan bir loser ( kaybeden ) dır.
Loserlar ikiye ayrılır bana göre. Bazıları hüsrana uğrucaklarını düşündükleri halde deneme cesaretine sahiptirler. Bazılarıysa daha hayatın gerçek zorluklarıyla karşılaşmamışken yapması gereken bir iş olduğunda o işte ona engel olabileceğine çok az ihtimal verebileceğin incir çekirdeğini bile doldurmuycak bir sorun nedeniyle deneme cesaretlerini kaybeder. Ben bunlardan ikinciye tabiyim. Neden mi? Çünkü ben deneme cesareti olmayan bir korkağım… Cesur değilim. Asla da olamıycam. Deneme cesaretim bile yok. Bir işi denemeyi göze alamazken karşıma çıkacak engelleri nasıl aşabilirim ki.
“Hiçbir zafere çiçekli yollardan gidilmez.” demiş Fransız Fabl yazarı La Fontaine. La Fontaine’nin kelimelerini birçok kez kullandım. Birine tavsiye verirken ya da birini avuturken. Demek ki hiçbir zaman inanarak dökülmemiş dudaklarımdan bu cümle. Buna tüm bedenimle, kalbimle, ruhumla inansaydım eğer bir kez bile olsun deneme cesaretinde bulunurdum. Ama başaramıyorum, yapamıyorum. Damarlarımdaki asil kanda bu cesaret mevcutken neden bu korku. Mustafa Kemal Atatürk I. Dünya Savaşını kaybetmiş, orduları terhis edilmiş ve topraklarının büyük bir bölümü işgal edilmiş bir milleti kurtarmıştı. Tamam, ben Atatürk değilim belki de fakat sorunlarımda onun döneminde şahsına ait olan sorunlar kadar büyük değil. Başöğretmen Kurtuluş savaşına girerken az önce saydığım etkenleri biliyordu. Ayrıca savaşa girdiği zaman ortaya çıkacak sonuçlardan da haberi vardı. Belki savaşı kaybedebilir, tüm halkı yok edilebilirdi. Ama yinede denedi. Hiç denenmemesinden daha iyi olacağını düşündü. Karşısındaki engellere, sorunlara teslim olmaktansa ölmeyi yeğledi. “Ya istiklâl, ya ölüm.” diyerek ne kadar kararlı olduğunu gösterdi. Korkuya kapılıp inandıklarından, hayallerinden, hayatı kadar önemli olan bir şeyden vazgeçen bir loser olmayı değil, kazanan bir loser olmayı seçti. Ve başardı. Her zaman kaybetmek için doğmadığımızı bize gösterdi.
Benim de hayatımı, özgürlüğümü kısıtlayan sorunlara, engellere, kişilere, olaylara iki çift lafım var: “Ya istiklâl, ya ölüm.”
Biz nice milleti yenip bağımsızlık kazanan bir ulusun torunlarıyız. Kaybetmek için doğmadığımızı Tanrı’ya ve Dünya’ya daha önce göstermiştik. Ve bunu tekrar yapabiliriz. İstediğiz her şeyi yapmak, ruhumuzdaki zincirleri kırmak için sahip olduğumuz kudret damarlarımızdaki asil kanda mevcut zaten…
Eğer bir gün inandığınız, doğru olduğunu düşündüğünüz bir şeyi savunmanız gerekirse ve yahut bir hayalinizi bir gün gerçekleştirmek isterseniz en baştan hiç şansınız olmadığını düşünseniz de yılmayın ve üzerine gidin. Düşüncelerinizden, hayallerinizden, ideallerinizden, vatanınızdan ve sizin için hayati önem taşıyan bir şeyden vazgeçmektense Atatürk gibi, Türk milleti gibi, Galileo gibi, Sokrates gibi, Jean D’arc gibi, İsa gibi, Ernesto Guevera (Che Guevera ) gibi ölmeyi tercih edin. Bir kaybeden olarak yaşamaya devam etmeyin. Diğerleri değişmese de siz bugün kendiniz için farklı bir şeyler yapın ve deneyin. Daha iyi bir dünya ve gelecek için inanın böylesi gerçekten daha iyi. Korkmayın. Deneyin ve bugün bir hayalinizi gerçekleştirin. Benim için değil, kendiniz ve sevdikleriniz için. “Neden?” diye sormayın. Nike’ın sloganı gibi “Just do it.” ( Sadece yapın. )… Hayatınız film şeridi gibi gözlerinizin önünden geçerken yapmadığınız, yapamadığınız şeyler için; gerçekleştiremediğiniz hayaller için pişman olmak istemiyorsanız just do it…
|
|
 |
  |
 |
hepsini gör |
 |
 |
 |
|
 |
|
 |
 |